Bir osuruk hikayesi de benden…

Malum benim mesleğim,televizyonculuk gazetecilik,özetle,haber, belgesel, beyaz dı eskiden şimdi kara camda ne görüyorsanız işte onlar, film,milim işleri yani,,…övünmek gibi olmasın,kurumun gerçek halkın TRT si olduğu Eski TRTcilerdeniz…yıl 977.. epey eski…
bi belgesel çekimi için ustam Arsal, Soley,kameraman Ahmet Öçalankol ve ben Çorumun Hattusas denen tarihi ören yerinde ağustos sıcağında film çekmekteyiz….
hava sıcak mı sıcak,boza pişirmekte tepemizde..
ter bastı heryerimizi..
arada bir küçük yel esiyo ama ,ne kadar ince toz varsa ,onuda yapıştırıyo terli bedenimize…
bunalıyoz ki ne biçim…bir an önce çekimi bitirmek için gençliğin verdiği gücünen,yılmadan ha babam devam ediyoz çekime …
Neyse iş bitti bizde bittik,topladık malzemeyi,yakındaki köye yollandık…arabanın içi cehennem sanki..şimdiki gibi klima neyim ne arıyo.. koca Çorumda araç zor bulduk zaten.. .çare yok bindik…ama yanıyo el,yüz bedenimiz…derdimiz su…ah bi soğuk su..yazının boz gırında su mu olur..Şimdi ki gibi öyle pet şişe,buzluk neyim de yok ki yedekleyesin …
su,varsa,göze ‘den,dereden, çeşmeden ancak…evlerde de ya desti yada helke’den..neyseki şöför biliyo yöreyi,..
köy meydanında var bi tek su dedi…
yazının bozkırında
Güneş tam tepede,bi fidan bile olmayan,susuzluktan kavrulmuş tarla kıyılarından yol bulup vardık o köye…
Köy ortasında çeşme …
tek kurnalı…ip gibi ince akıyor su..o da ha kesildi ha kesilecek ..sıcağa su ‘mu dayanır bu kıraç yerde…
çok şükür hiç olmazsa varya…akıyor ya ..yanaştık eyice dibine.. çeşmenin en görünür yerinde,
üstün de,arapça bi yazı,altında da türkçe yazı var..arapça ne yazıyo bilemem ama,türkçesi
“Şıhabdulla hayratı “ruhuna fatiha “diyo…sonda (h) yok şıhabdulla…sanırım silinmiş,yada öyle…
Çeşmenin önüne geldik…
hemen sağ
tarafta bi koca kazan,içinde su, altında odun…kazanda su ısınmakta …
girdik sıraya,hayrattan bir yudum su için …çorum’un bozunda,,o sıcakta bi damla su…can demek can…şıhabdulla işi bilmiş,bulmuş can suyunu, komuş hayratını oraya…
üstünede yazmış adını, bize diyorki,iç’in ama suyun bedeli var,o da bana bi fatiha …
biz suyu içtik,yıkadık ,eli yüzü biraz ferahladık..
elinde bakraç ve tas,yanında göbel(6,7 yaşlarında bi erkek çocuk)bi kadın yanaştılar kazana…
orada hazır bi taş, üstüne oturttu göbeli , çömeldi arkası bize dönük,soydu oğlanı başladı yıkamaya…belliki bunun için miş o kazan ve ısınan su..biz belgeselci ve biraz şeherliyiz ya,hoş geldi bu görüntü davrandık çekelim diye…su sıcak geliyo ellam ki,oğlan bağırıyo ,kadın tası yapıştırıp sırtına-
Otu lan, göbel deyip, zorla oturtuyo oğlanı taşa..oğlan çıplak,belliki birazda utanıyo bizden …
iş sabuna gelince bi daha çoğaldı huysuzluğu oğlanın…bi boğuşma başladı ki sorma gitsin.. biz çekime devam…bizim için hoş bi manzara derken,güm diye bi ses ve ardından,kötü bi koku yayıldı ortalığa…öyle böyle değil…burnumuz kırıldı kırılacak.. bir,anda tas peşpeşe ve aralıksız iniverdi çocuğun orasına burasına..
-Seni eşşoğlu eşek diyerek..
Yediği darbelerden,sıyrıldı göbel ve döndü anasına..
– ne vuruyon bana,ben mi osurdum .. sen osurdun sen..
Kaçıp gitti oğlan..herşey bir kaç saniyede oldu ve bitti…kadın mahcup,yaşmağıyla kapadı yüzünü,bize bakmadan,alelacele orayı terketti…
sesi,kokusu ve anısı bizde kaldı yadigar..
İşte böyle ertuğrul kapusuz hocam…Sen yazan sayfanda, osuruk hikayesi bizde yokmu sanın..yılların ardında kalmış ,sayende hatırlanmış, bir osuruk hikayesi de benden…
Dostlar..selam ederim ,Kalın sağlıcakla