Bizi Hipermarketler sevmez

           Ülkenin öyle bir şehri var ki başından komple badireler geçmiş,ülkede ordu yok ,silah yok,Gazi Mustafa Kemal Tarafından görevlendirilmiş, bir yedek Subay,savunma organizasyonu için medeniyet gediğin, tek dişli canavarlardan, birisinin askerleri ,şehri elegeçirmiş ve bir yıl süren savunmada şehir giriş çıkıþları tutulmuş ve şehir  muhasara Altın’da kalmıştır.Yiyecek tükendikten sonra ,yerel özellik taşıyan, dayanıklı deriden yapılan, yemeni denilen ayakkabılar, kaynatılmış ,at pisliğinden diri arpa taneleri seçilmiş ve Açlığa karşı mücadele verilirken koca bir ülkesini ordusu bu şehir halkı  Tarafından alt edilmiştir.

           ”Bugün namus günüdür” deyip namusuna el uzatan pislikleri bir  Mermi tanesi ile kafasını nar tanesi gibi parçalamasını bilmiş, ama hac yolunda ki geçişlerde,kimsesizlere, düşkünlere yardımcı oldukları gibi Köyleri”oda geleneğinde” yoldan geçen çerçiyi bile yemek vakti doyuracak kadar da bonkör. Ve misafirperver  bir neslin torunuydular …

           Savaşın getirdiği kıtlıktan mıdır ? Yoksa daha Evvele dayanan bir Kültür’ün yansıması mıdır bilinmez yazdan bulgurlar – simitler ,salçanın, biberi- domatesi ,kayısının ,reçeli- şırası üzümün, pekmezi- basttığı -dilmesi- sucuğu yapılırdı .

           Kazanda ,kaynayanlar kaynar, sonra damda ,koyulaşması için sahanlarda bırakılır..ipe dizilmesi gerekenler dizilirdi. Mesela ;Patlıcan- biber- kabak,kurutulmuş gıda olarak, evin kilerinde yerini alır..

           9 ayın Çarþamba’sı derler ya yaz geldi mi ,işler durmaksızın, başlar ..bütün Komşular bir evin ,hayat denilen avlusunda ,toplanır.Maniler-türküler eşliğinde ,kabaklar oyulur,küçük avuç içi patlıcanlar oyulur,o dolmalık biber ,ısırdığında “harp “diye dolgun çıkardığı ses ,oyacak ile oyulduğunda ,teneke ye benzer.

          Sonra oyulan bu sebzeler ,Kıyık denilen çuvaldızlarla, yünlü yorganların dikildiği, ipe  dizilirler.

       . Havaii li kızlarnı, turist karşılarken , Karşılama töreninde taktıkları, Çiçek ebadında sebzeler. Kurumak için damlardaki ,çamaşır kurutulan iplere dizilir…

         Bu kuru gıda ne Savaş’ın yokluğu ne Doğa’nın kıtlığı ne ülkenin enflasyonist baskısını dinler ..Bunlar aynı zamanda ,Gurbetteki evlatların  nefesi, sosyal güvenliğidir….

        Tam “evin işi bitti” denirken, salçalık kırmızı biberler, çuvallarda gelir , hayata yine dökülür ,b ir taraftan Güzelce Hayattaki Çeşme altındaki kurnalarda yıkanır ,dip koçanları, içi ile beraber temizlenir ve Kıyma makinasında  çekilir.Biraz zeytin Yağı, biraz Tuzla karıştırılan salça, düz baklava tepsilerine, dökülür. Dam kenarındaki ,duvar üstüne ,tepsi içinde tahta kaşıklar bırakılarak ,Gün yüzüne bırakılır.Her gün karıştırılan biber salçası ,yaklaşık 10 günde kıvamına gelir ve yemek kaşığının ucu ile konulduğunda Yemeğin tek başına görselliğine hizmet eder..eskiden bardak içi dondurmalar mı vard? Biz ikindi arası karnımız açıktğında içtiğimiz çayın adı; Beş Çayı ,değildi ama en az beş dilim salça ekmeği Banamısın demeden götürürdük…

         Domates salçası yapmak ,biraz daha kolaydır .Kasalarla gelen domates ,yıkama işlemi sonrası sapından ayrılır,kök Bağlantı yeri alındıktan sonra, mezar boyutundaki havuzlarda, çuval içinde ezilir, çıkan sular ,leğenlerde biriktirilir ,tuzlanarak Damdaki duvardaki yerini alırdı..

         Ağustos ayının şenliği üzüm ve Fıstık la tavan yapardı .Yoksa o tahta kutulardaki Antep bekmezi, o hale gelinceye kadar,  ”Antep karası- hömmüsü -hatun parmağı”,gibi üzümü, yerken bile akortlu ses getiren üzüm çeşitlerinin, başına gelenler, nasıl preslendikleri,nasıl kara kazanlarda kaynadıkları ve soğutmaya alınıp o üzüm suyunun kaskatı kesildiğini acıklayamazsın..

         Peki,O sucuk yapılırken,ağaç Altına Düşen ve toprak ısısı ve Güneşle pişerek lezzetin en dev hali, ”ağaç altı fıstığı” bilmezsen,” sucuk der “geçersin..Ama o lezzet devi ,kadınların makinalı Tüfek gibi çalışan elleri ile pense benzeri Fıstık kıracağı ile kırılır,  iç haline gelen Fıstık, Dikiş iğnesinin en büyüğü ,yorgan iğnesi ile iplere dizilir.ip Uzunluğu, yaklaşık 30 cm dir .alttan ip bağlanır, ilk dizilen Fıstık tanesi düşmesin diye,her ip bir oklavaya yan yana dizilir .bu arada büyük kara kazanlarda üzüm suyu kaynamaktadır.Altında yine üzümün, budak zamanı bu dammış dalları ve odunlar Ateş’in harını eksiltmeksizin arttırmak için kullanılır..

          Üzümler su haline gelirken ,çuvallar içinde çiğnenir.bu biriken su ,küvet gibi beton havuzun altın da bulunan boru ile kovalara doldurulurak ,ateş üstündeki kazanlara ,taşınırdı. Tüm gün bu şıra ,kaynar ,kaynadıkça koyulaşır,akşam üstü ,tam kıvamına geldiğinde, art ık bizim sucuklar, gelir ,kazanlara daldırılıp, çıkarılır .

          Özel olarak hazırlanmış, ellerden uzak, güneş alan sahalara asılır.

         Katı koyuluktaki şıra, yine âliminyum ,altı dar olan “satıl “Dediğimiz kovalara ,doldurulup Amerikan bezi serilen ,evin kullanılmayan- az kullanılan ,odalarına serilmiş ,Amerikan bezlerinin üzerine ,o şıra kepçelerle ,aynı incelikte olacak şekilde ,dökülür ,fazla olan Kısımlar ,göz kararı ile yukarı kaldırılıp ,gerdirilerek, ayar cekilir .

          En son kalan Kısım dilme olarak yapılır lokum kıvamına gelen şıra lokum büyüklüğünde kesilerek saklanır Soğuk kış gecelerinde karnın açıktığında bunların hepsinin ayrı yeri vardır Bastık hani Amerikan bezindeki şıra vardı ya o kuruduğunda bezden ayrılır ince uzun zarf büyüklüğünde kesilir atlarına yapışmasın diye nişasta dökülür..Bastık arasına ceviz sararsın Yada Fıstık koyup dürüm yaparsın bir daha acıkmazsın…Her evin olağan faaliyetleridir …Siyah kayalar vardı Etin siyah kısmı alınır bu kayaların üzerinde tahta tokmakla dövülürdü.Ortaya çıkan sinirler tek tek ayıklanır et Sakız haline dönüşürdü Sinirden arındırılmış, yağsız et bulgur içinde Çiğ köfteye dönüştüğünde şimdiki etsiz köfte diye satılan hamurumsu yiyeceği ağzınıza bile atmazdınız..Buğday Haziran la birlikte biçilir döğen taşlarında dövülürdü.iri taneli hale gelince pilavlık bulgur olur cok ince hale gelinceye kadar dövüldüğünde simit denilir Çiğ köfte bu simitten yapılır ..Simit ve bulgur birikintileri 10/20 kğ  lik paketlerle yine gurbetteki evlatların kurtarıcısı olur…Bu dübeklerde kurutulmuş kırmızı biberler yine tokmaklarda dövülür pul haline getirilinceye kadar karşılıklı ahenkli iki kişinin çalışması ile Sofradaki yeri alırdı .Sade yağ ,denilen yağ tereyağının kaynatılarak Üzerindeki köpüğün biriktirilmesi ile oluşur bu yağın özü tüm baklava ve yemeklerin esas lezzet kaynağıdır …Dana eti nedir biz bilmedik Kuzu etinin en hasını koçun kuyruğunun Yağı ile Büyüdü dedelerimiz ..Sigara Bile içse seksenden evvel ölmezlerdi..Biz karınca gibi Çalışır bütün yaz kışlık yiyeceklerimiz hazırlanırdı ..Biz bu Yüzden kafa tutarız enflasyona, uluslararası şirketlere, çok uluslu şirketlere, bizim mutfağımızı boğamazlar ..

Böyle bir aileyi çok uluslu şirketler (çüş’ler) çökertmeyeceği gibi öz sermaye birikimini hep uhdesinde tuttuğu için Dışa bağımlılık nedir bilmez, Rafların azalması eksilmesi, fiyatlara, damping yaparken ,öbür reyondaki lerle geçirmece gibi satış taktiklerinin de  hiç birisinden etkilenmez..

Çünkü onlar Antepli bir şehir bilinci ile bir ülke Kültür’ünü Fransa yı ,yerle bir edip cumhuriyetin ilk anlaşmasını yaparak uluslar arası arenada tanınmasını sağlamıştır ..Onlar topa karşı tüfekle, tüfeğe karşı Çatalla, saldırıp Fransızlar’ın işini bitirmişlerdir…Siz Onları dikkate almasanızda getirip Sivas lı yı Batmanlı yı Gazikent ten  vekil etseniz de onlar kaygısız olarak Olanları izliyorlar .Onları açlıkla parasızlıkla,terbiye edemezsiniz onlar binlerce yıllık Kültür den aldıkları terbiye ile yeterince Hoşgörü ve bilgi sahibidirler Ama .”Vurun Antepliler bugün namus günüdür” denildiğinde iş işten geçmiş olur o zaman da  korkması gerekenler sadece ”namuzssuzlar ve ihanet edenler” olacaktır ..:

 

TORUN HALİLİ

Bizi Hipermarketler sevmez” için bir yorum

  • 16 Haziran 2020 tarihinde, saat 13:54
    Permalink

    Halil bey,oldukca keyifli bir yazı kaleminize sağlık

Yorumlar kapatıldı.