ÇEVRE BİLİNCİ FARKINDALIĞI VE ÇEVREYE SAYGI

Sevgili okurlarım,

Bu yazımı farklı bir şekilde  sizlerle paylaşmıştım . Şimdi yine paylaşmak istedim çünkü; her bir bireyin mutlaka okuması gereken bir bilgi yazısı.

Öncelikle hepinize yeşili ve ışığı bol mutlu , sağlıklı bir yaşam dilerken bu seçim sürecinde doğayı önemseyen, Evreni ve herkesi kucaklayabilen, arkasında, yaşamında Ülkemiz ve gençler için bir şeyler üretebilmiş ,kararlı, dürüst, ahlaklı bir adayı seçmeniz umuduyla …

Bugün konumuz olan çevre hakkında ,  çevre adına bilinçlendirme ve farkındalık içeren yazım umarım sizlere faydalı olur ( Özellikle gençlere )  

Tek bir güne sıkıştırmaya çalıştığımız ‘Çevre’, hayatımızın en büyük bölümünü oluşturuyor aslında. Buna rağmen çevremize gösterdiğimiz ilgi ve özen giderek kayboluyor… Çevrenin içinde  birbirimizle olan dostluklarımız, Evrene olan sevgimiz, Ailemiz, Hayvanlar, Çiçekler vs.vs özetle doğadaki her şey bulunmaktadır. Oysa biz son zamanlarda hiç kimsenin hiçbir konunun farkında olmaz olduk. Hele sosyal çevre dediğimiz manevi boyut açısından çevremizle barışıklığımız akıllara zarar. Kendimizle barışık olmadığımız gibi, aile ve iş çevremizdeki soğuk ve katı ilişkiler ürkütücü boyutlarda!.

Karı koca, baba oğul, ana kız ve hatta öğrenci öğretmen, amir memur, millet bürokrat ilişkilerinde bile ölçülerimiz kaybolmakta….

Telefon ve bilgisayarlara gömüldük adeta…!

Karmaşık sosyal ilişkiler yumağı olan insanoğlunun bütün davranışlarını yazılı kurallarla düzenlemek mümkün değildir. Bu nedenle  biz bize kalınca, durum farklılaşıyor… Genel de evlerinin içine milyonlar dökerek rahat bir ortam oluşturmak isteyen insanımız, ortak kullanım alanlarını çöplüğe çevirme yarışı vermektedir. Topluluk halinde maddi ve manevi ‘Çevre’ ye ait görüş, düşünce ve davranışlarımız aynı incelik ve aynı hassasiyeti taşımıyor, eğer yaşama özen gösterseydik bunca kargaşa ve bunca kirlilik ortaya çıkmaz, temiz toplum olma yolunda mesafe almış olurduk.

Maddi ve manevi kirlilik boyutlarının giderek arttığı, çekilmez ve dayanılmaz bir sona doğru koşmaktayız…

Hava kirletiliyor, sular kirletiliyor, yeşil katlediliyor, tabiata acı çektirme yarışı içerisinde, manasız bir hayat sürme gayretine düşüyoruz.

Hep beraber yaşıyoruz işte,

Buna yaşamak diyorsak tabii…

 

Ne var ki, ülkemiz çevre bakımından da, çok zengin ve bâkir bir yapıya sahip olmakla beraber sorunlarımızı halen çözümlemiş değiliz.

Aslında, olağanüstü gayretlere rağmen bütün dünyanın, çevre sorununu hallettiğini kimse iddia edemez.

Fakat ne yazık ki, çevre sorununa gereği gibi önem verilmediği de ortada.

Gerek birey olarak, gerek devlet politikası olarak, çevre bilincine bir an önce varmamız ve kolları sıvamamız gerek.

Ülkemizin tabii güzelliklerini ve kaynaklarını koruma altına alma, tüm değerlerimize sahip çıkmak, yediden yetmişe, hepimizin hem hakkı hem de kaçınılmaz görevi olmalı.

Türkiye’de yaşanan çevre sorununun altında ormansızlaşma, meraların tahribi, yanlış arazi kullanma sonucu meydana gelen erozyon yatıyor.

İster dünyada olsun, ister ülkemizde olsun; geçmişten ders alınmadığı için, insanoğlunu tehdit eden olayların başında çevrenin geldiği artık mutlaka anlaşılmalı.

Herkes ve her kesim üstüne düşen görevi, gönüllü bir şekilde yapmalı.

 

Çevre ahlakı Kriton Curi ile özdeştir. Ve  Onun deyimiyle;

 

Doğal ortama göbek bağımız var, çevre korumayı göz ardı edemeyiz. Dünya bir uzay gemisine benzer. Bilgiyle ve çevre bilincinin geliştirilmesiyle ahlak kirliliği aşılabilir. Coğrafyamız çok cömert, oysa bizler tabiata karşı çok hovardayız. Kirlilik bir durumdur. Tüten bacanın medeniyet olarak algılanması ve bu arada doğanın katledilmesi temel yanlıştır. Üretim,  tüketimin bir parçası. Ve ekoloji, ekonominin tam kalbindedir. Çevre korumasında bilimsel çalışmalar yetmez. Sevgi yaşamın amacıdır, kutsal tılsımdır. Etik değerlere ne kadar saygılıyız? Global tabloda çevre, ahlak hiçe sayılıyor. Zenginler, yoksulları sömürüyor, kirletiyor. Oysa çevre ortak bir bilinçtir.

 

Ayrıca bizler Yeryüzünün sahibi değiliz. O, korumamız gereken bir emanet. Kararlarımızı, faaliyetlerimizi çevre bağlamında değiştirmek zorundayız.

 

 “Çevre” için ne yapsak az…

 

Kısacası; insanın hayatında, çevrenin yeri ve anlamı önemli.

 

Geçmişe baktığımızda Osmanlı İmparatorluğu döneminde, çevrenin korunması için özel fermanlar çıkarıldığını hiç unutmamak gerek.

 

“İlk çevre fermanı” olarak bilinen Fatih Sultan Mehmet Han’ın buyrukları, halen önemini koruyor.

İşte, Fatih Sultan Mehmet Han’ın çevre fermanı:

“Ben ki, İstanbul’u fetheden, Allah’ın âciz kulu Fatih Sultan Mehmet, bizzat alın terimle kazandığım parayla satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiindeki 136 adet dükkanımı aşağıdaki şartlarla vakfediyorum. Şöyle ki: Bu gayrimenkullerimden elde edilecek gelirle İstanbul’un her sokağında ikişer kişi görevlendirilecek. Bunlar, ellerinde, içinde kireç tozu ve kömür bulunan kaplarla günün belirli saatlerinde bu sokakları dolaşacaklar. Bu sokaklarda, yerlere tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökecekler. Bunun karşılığında 20’şer akçe yevmiye alacaklar. Ayrıca 20 doktor ve 53 sağlık görevlisi, ayın belirli günlerinde İstanbul’daki bütün evleri dolaşarak, evde hasta olup olmadığını soracaklar. Tedavisi evde mümkünse, bunu yapsınlar. Değilse, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Dar’ül Aceze’ye kaldırarak orada sağlıklarına kavuşmalarını sağlasınlar.

Allah göstermesin, herhangi bir gıda maddesi sıkıntısı da baş gösterebilir. Böyle bir durumda, bırakmış olduğum yüz adet, silah, usta avcılara teslim edilerek, vahşi hayvanların yumurtada olmadığı sıralarda Balkanlar’a çıkıp avlanarak, halkın gıda ihtiyacı karşılansın.”

 

Sanırım bu anlamlı ferman bize çok şey anlatıyor…

 

Ayrıca “Çevre” ye her şeyden önce, gerçek sevgi ve saygı gerekiyor.

Çevremizin görünmeyen tehlikelerini de birkaç cümle ile  belirtmek isterim 

Çevre kirliliği denince nedense aklımıza hep hava ve su kirliliği gelir. 

Hava ve suyun dışında da çevremizi kirleten olaylar vardır.

Radyoaktif sızıntılar ,

24 bin yıl kaybolmayan etki ,

Radyoaktivite, bazı maddelerin kararsız olan atom çekirdeklerinin fizyonu (zincirleme bölünmesi) sonucu oluşur. Bunlar ışın yayarak sürekli parçalanıp yüksek enerji oluştururlar. Ve bu süre bazen 24 bin yıl sürebilir

Radyasyon yayan teknolojik cihazlar,

Tarım ilaçları ile ekolojik dengelerin değişmesi ,

 

Bilhassa büyük yerleşim merkezlerinde radyoaktif madde ile çalışan tıbbi cihazlar,

Devasa elektrik trafoları,

Yüksek gerilim hatları,

Yüksek güçlü radyo TV vericileri ,

Elektro manyetik alanlar,

ARABA EGZOZLARI DA (Araba egzozları insan sağlığını tehdit ediyor. Egzoz dumanında bulunan kurşun, karbon monoksit, uçucu organik maddeler, azot monoksit havayı kirleterek birçok hastalığa zemin hazırlıyor. Trafik akışının çok fazla olduğu bölgelerde kronik kurşun zehirlenmesi sanki kaçınılmaz sonuç)

ÇEVREYE ÇOK CİDDİ GÖRÜNMEYEN TEHLİKELER YAYARLAR

İmdat sinyali…

Aslında Çevre denilince göklere kadar uzanan upuzun ağaçlarla kaplı, mis gibi havası olan, denizleri ışıl ışıl parlayan, her evde rengârenk çiçekler bulunan alan aklımıza geliyor.

Ama şöyle bir etrafınıza bakın bakalım öyle bir çevreden, doğadan eser görebilecek misiniz? Tabii ki göremezsiniz. Etrafımıza baktığımızda sadece çevreyi göremiyoruz değil. Göremediğimiz başka şeyler de var. Mesela; duyarsızlığımızı, umursamazlığımızı, ölmüş bir çevreyi göremiyoruz.

Kaç kişi dolaşmaya çıktığında; bir akasya ağacının altında gölgelenebiliyor? Yine kaç kişi kafa dinlemek amacıyla bir parka gidebiliyor? Gitse bile binaların arasına sıkıştırılmış, arabaların gürültülerinden kurtulamamış, alandan ne bekleyebiliriz?

Sizi bilmem ama, ben gökyüzünü gördüğümde, bir ağacın serin gölgesine oturduğumda, bir deniz kenarında dolaştığımda çok mutlu oluyorum. Onlar sanki bana enerji aşılıyorlar, hayat veriyorlar. Peki biz ne yapıyoruz? Onları öldürüyoruz, sağlığımız için çok gerekli olan bu unsurları bilerek veya bilmeyerek yok ediyoruz.

Boş bulunan alanlara hemen bir bina dikiyoruz. Koskoca sütunları olan, insanları dört duvar arasına hapseden insanların mutluluğunu, ellerinden alan, onları mutsuz kişilere çeviren işler yapıyoruz.

Oysa ki, boş alanlar, ağaçlandırılsa, insanlar biraz daha bilinçlense belki gelecek neslimize bir hayat bırakabiliriz. Aksi takdirde onlara; verimsiz, çorak topraktan, nefes alınmayacak kadar kötü bir havadan, bir bataklığı, bir çöplüğü andıran denizlerimizden başka bir şey bırakamayacağımızdan kesinlikle eminim. Ayrıca unutmayalım ki,nefese en çok ihtiyacımızın olacağı yaşlılığımızda bir nefese muhtaç kalacağız

 

Bugünün yetişkinleri, yarının yetişkinlerine bir ölüm fermanından başka bir şey bırakmayacaklar. Çevremiz son imdat sinyalini çalmakta ve biz hâlâ aynıyız!..

 

Çevre sorunlarıyla ilgili yazılarımıza devam edeceğimizi belirtirken, daha güzel yarınlar için, bir hayat boyu çevre sevgisini dileyelim.

Ve sizleri en yakınızdaki bir alana fidan dikmeye davet edelim. Mesela Çatalca da  Kasım ayında DCBED2, KORUSUNA  tüm halkımızı bekleriz.( Ağaçlandırma etkinliğine 2020 )

Dünya Çevre günün de de olabilir. Dünya Çevre gününde…( Doğal Çevrenin korunması amacı ile 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aradılar. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırıldı.)

Çevreyi korumak ve mutlaka bir Çevre derneğine üye olmak ve son çıkışı yakalamak  isterseniz bir çok alternatif bulabilir çam sakızı çoban armağanı bireysel yapamayacağınız bir çok çevre projesine destek olarak doğayı koruyabilirsiniz Bu sebeple evrene olan borcunuzun bir miktarını ödemiş olursunuz belki…!

O derneklerden biri de WWW.DCBED.ORG TR.

(DÜNYA ÇEVRE BİLİNCİ VE EĞİTİM DERNEĞİ)dir.

İnternet sitemizden bize ulaşabilir üye olabilir, gerek evrene fidan dikme konusunda gerekse çocuklara burs vererek onların geleceğine dokunma konusunda Evrene faydalı olabilirsiniz.

Evrene hizmet te hepimizin birbirimizle yarışması dileğimle, güzellikler sizinle olsun. 

Sonsuz Sevgi ve Saygılarımla,

ÇEVRE BİLİNCİ FARKINDALIĞI VE ÇEVREYE SAYGI” için 2 yorum

  • 24 Haziran 2020 tarihinde, saat 19:19
    Permalink

    İnsanın önce kendi içinde saygı,temizlik ve düzen anlayışı olmalı ki çevre konusunda duyarlı olabilsin.Doğaya,hayvanlara,bitkilere zarar vermemek ancak bilinçlenme ve bilinçlendirmekle mümkün olabilir.Böylesine önemli bir konuya dikkat çekmeniz çok güzel.Umarım bu konuda herkes öncelikle kendi payına düşen sorumlulukları yerine getirmeli ve yetkililerde sorunları çözme konusunda daha duyarlı olmalıdır.

    • 27 Haziran 2020 tarihinde, saat 02:12
      Permalink

      Konuyu harika özetlemişsiniz yorumlarınıza sağlık,teşekkürler

Yorumlar kapatıldı.