Kadir KOÇ fetö’cüymüş! Yargıtay savunmam aşağıdadır, karar önce sizlerin vicdanında olsun

TEMYİZ YOLUNA BAŞVURAN
SANIK : Kadir KOÇ

KONU :
17/10/2019 tarihinde kabul edilen 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereği istinaf mahkemesinin aldığı yerel mahkeme hükmünü kesinleşmesi kararlarının düşünce özgürlüğü kapsamındaki suç isnatları için temyize götürülebilmesi yolu açılmıştır.
İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.11.2018 tarih, 2018/228 esas ve 2018/205 karar nolu MAHKÛMİYET KARARI ile bu kararın İstinaf incelemesini yapan ve davalının İstinaf başvurusunu esastan reddeden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nin 23.01.2020 tarih ve 2019/257 esas ve 2020/120 karar nolu dosyasının ONAMA KARARININ temyizen incelenerek BOZULMASI, SANIK KADİR KOÇ’UN BERAATINA KARAR VERİLMESİ talebidir.

AÇIKLAMALAR :
1. Sanık KADİR KOÇ hakkında yukarıda esas numarası yazılı dosyadan,
“… Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMAKsuçu sabit görülmekleeylemine uyan 3713 Sayılı Yasanın 7/2 md sinin 1.cümlesigereğince suçun işleniş biçimi, fiilin özellikleri , kastın ağırlığı ve yoğunluğu dikkate alınarak takdiren ve teşdiden 2 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın atılı suçu basın yayın yolu ile işlediği anlaşılmakla 3713 Sayılı Yasanın 7/2 md sinin 2.cümlesi gereğince cezası yarı oranında artırılarak 3 YILHAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
TCK’nın 43/1 md si gereğince cezası takdiren 1/4oranında artırılarak 3 YIL 9 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın suç sonrası ve yargılama sürecindeki davranışları dikkate alınarak TCK’ nın62/1 md sinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,,”
İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hükmolunmuştur. İstanbul Bölge Adalet Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından yukarıda yazılı karar nosu ile hüküm onanmıştır.
Yerel mahkeme ve istinaf mahkemesinin kararlar usul ve yasaya aykırı olup, temyiz yoluna başvurma zorunluluğu doğmuştur.

İSNAD EDİLEN SUÇLAMALARIN, SANIK MÜVEKKİL TARAFINDAN SÜBUTA ERDİRİLDİĞİ ŞÜPHELİ OLDUĞU HALDE,HAKSIZ CEZA VERİLMİŞTİR
HÜKÜM; SAVUNMA DİKKATE ALINMADAN SADECE İDDİANAMEDE SANIK ALEYHİNE İLERİ SÜRÜLEN DELİLLERE GÖRE OLUŞTURULMUŞTUR. BU DELİLLERİN DE SOMUT OLGU HATALARI İÇEREN YANLIŞ DELİLLER OLDUĞU DA TÜM SAVUNMAYA RAĞMEN DİKKATE ALINMAMIŞTIR. AYRICA SANIK KADİR KOÇ’UN LEHİNDE HİÇBİR DELİL DİKKATE ALINMAMIŞTIR.

2. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 dakikayı bile geçmeyen, tek celseyle sona erdirilen yargılama sırasında dile getirmediğim ve tüm usul ve kanunlara aykırı olarak zapta dâhil geçirilmeyen, suçsuzluğumu tamamen kanıtlayan, iddianameyi de esastan çürüten savunmamı ve diğer önemli hususları aktarıyorum:

I. HAKKIMDAKİ HÜKÜM 1 PARAGRAFLIK BİR AÇIKLAMAYLA GEREKÇELENDİRİLMİŞTİR. AYRICA SAVCILIK ARAŞTIRMASIYLA ORTAYA ÇIKMIŞ VE LEHİME OLAN AŞAĞIDA BAHSEDECEĞİM HİÇBİR DELİL GEREKÇELİ KARARDA BELİRTİLMEMİŞTİR. BU BİLE USULEN KARARIN BOZULMASI GEREKTİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. Hakkımda aleyhimde olduğu iddia edilen ve gerekçeli kararda bahsedilen delillerin ise aslında var olmadığını bu paylaşımların aslının başka türlü olduğunu aşağıda kanıtlayacağım.

II. Tüm bunların yanı sıra yargılama sırasında açıkça adil yargılanma ve savunma hakkım ihlal edilmiştir.

III. YARGILAMA TEK BİR CELSEYLE BİTİRİLMİŞTİR. AYNI CELSEDE HEM İLK SAVUNMAM SADECE SÖZLÜ OLARAK ALINMIŞ, HEM SAVCILIK MÜTALAASI ALINMIŞ HEM DE BEN BU MÜTALAAYA KARŞI SON SAVUNMAMI YAPAMADAN HÜKÜM AÇIKLANMIŞTIR. TÜM BUNLAR TOPLAM 5 DAKİKA BİLE SÜRMEMİŞTİR.

IV. Yargılama sırasında en temel hakkım olan avukat hakkım tanınmamıştır. Avukat isteyip istemediğim bana sorulmamıştır. Celse tutanağına avukat istemediğim belirtilmiş olmasına rağmen bu katiyen doğru değildir. Sadece 5 dakika sürmüş olan yargılamanın SEGBİS kayıtları incelenirse bu husus hemen tespit edilebilir.

V. Hakkımdaki lehime deliller incelenmeden, taleplerim dinlenmeden, son sözüm ve savcılık mütalaasından sonra son savunmam alınmadan hemen hüküm kurulmuştur.

VI. MAHKEMEDE HEM SÖZLÜ SAVUNMAM SIRASINDA HEM DE SAVCININ MÜTALAASINDAN SONRA YAZILI SAVUNMA VERMEK İSTEDİĞİMİ BELİRTMEME RAĞMEN BU HAKKIM BANA TANINMAMIŞTIR.

VII. Bunların hepsi hukuka aykırıdır. Avukatsız ve sadece 5 dakika süren tek bir celsede hakkımda en üst düzeyden ceza verilmiştir. Bu adaletsizliğin düzeltilmesini istiyorum.

VIII. Mahkeme kararında “yargılama sürecindeki davranışlarım dikkate alınarak TCK’nın 62/1 mdsinin uygulanmasına yer olmadığına” belirtilerek zaten en üst düzeyden verilmiş olan cezada iyi hal indirimi de uygulanmamıştır.

IX. Bu karar adil değildir. Tek bir soru bu kararın cezada hakkaniyet ölçütünden uzaklaştığını göstermeye yeterlidir: TEK BİR CELSE VE TOPLAM 5 DAKİKA SÜRMÜŞ BİR YARGILAMA ESNASINDA NASIL BİR DAVRANIŞIM OLMUŞ OLABİLİR Kİ MAHKEME HEYETİ TCK 62/1’DEN TAKDİR YETKİSİNİ KULLANMAMAKTADIR. DEMEK Kİ BÜYÜK BİR SAYGISIZLIK OLMALI AMA ÖYLE OLSAYDI EMİN OLUN Kİ KARARLARINDA EN ÜST CEZA SINIRINI ZORLAYAN HEYET MUTLAKA MAHKEME ÖNÜNDE YAPMIŞ OLDUĞUM SAYGISIZLIK İÇİN AYRI BİR SUÇ DUYURUSUNDA DAHA BULUNURDU.

X. KISACASI SADECE TEK BİR CELSEYLE, AVUKATSIZ YAPILAN EN FAZLA 5 DAKİKA SÜREN BU YARGILAMADA SAVUNMA HAKKIM KISITLANMIŞ, ADİL YARGILAMADAN UZAKLAŞILMIŞTIR. KARARIN BOZULMASI VE ADİL YARGILAMA HAKKIMIN TANINMASINI TALEP EDİYORUM.

XI. Tüm bunların yanı sıra dosyanın içeriğine bakıldığında da esas açısından da bu kararın bozulması gerektiği hemen anlaşılabilir. Gerekçeli kararda sosyal medya sitesi facebookta yaptığım iki paylaşımdan bahisle FETÖ/PDY terör örgütü lehine propaganda yaptığım iddia edilmektedir. Zaten iddianamede de bu iki paylaşım dışında hakkımda başka hiçbir sözde suç delili yoktur. Oysa bu iki paylaşımın da FETÖ/PDY propagandası ile hiçbir alakası yoktur:

i. Birinci paylaşım Türk Solu gazetesi ile ilgilidir.

ii. İkinci paylaşım ise FETÖ/PDY örgütü lehine olmanın tam tersine “FETO” ifadesi kullanan, FETÖ/PDY’yi ve terör örgütünün takiye yöntemlerini eleştiren bir paylaşımdır.

XII. Kaldı ki -6 sayfalık bir FETÖ/PDY tarihçisini saymazsak- esasen sadece bir paragraftan ibaret olan 28. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında aktarılan facebook paylaşımları da orijinal değildir. Mahkeme heyeti savcılığın sunduğu iddianameyi –ki suçlamalarını tamamen reddediyorum- dahi incelese gerekçeli karara aldıkları paylaşımların orijinalinin ne olduğunu görebilirdi. Şöyle ki:

i. Gerekçeli karar da benim “Bende bu yapıyı geç tanıdım, fikirleri fikirlerim, zikirleri zikirlerimdir…” paylaşımı yapıp FETÖ/PDY’yi savunduğum iddia edilmektedir. Oysa ihbar konusu olan ve Cumhuriyet Savcısı Hafize Demir Hamurcu tarafından yazılan iddianameye giren paylaşımım aynen şu şekildedir: “Türk Solu dergisi yazarı Mustafa Aslan’ın resminin altında Türk Solu ve Gökçe Fırat üzerine yazan, üzerinde ben de bu yapıyı geç tanıdım, fikirleri fikirlerim, zikirleri zikirlerimdir. Gökçe Fırat’lar pes etmeyecekler, aksine mücadeleyi zirveye taşıyacaklar, taşıyacağız.”
İddianame bile dikkate alınırsa gerekçeli karara konu edilen paylaşımı hiç yapmamış olduğum anlaşılabilir. GEREKÇELİ KARARA ALINAN “BENDE BU YAPIYI GEÇ TANIDIM, FİKİRLERİ FİKİRLERİM, ZİKİRLERİ ZİKİRLERİMDİR…” CÜMLESİNİN BAŞI VE SONU EKSİK OLDUĞU İÇİN YANLIŞ BİR ALINTIDIR. BU ALINTI SANKİ FETÖ/PDY’Yİ SAVUNUYORMUŞUM GİBİ GEREKÇELİ KARARA ALINMIŞTIR. OYSA İDDİANAMEDE DE YER ALDIĞI ŞEKLİYLE ORİJİNAL PAYLAŞIMIMDA “YAPI”DAN KASTEDİLENİN TÜRK SOLU GAZETESİ OLDUĞU AÇIKTIR.

ii. GEREKÇELİ KARARA KONU EDİLEN İKİNCİ PAYLAŞIMDA İSE AÇIKÇA FETÖ/PDY’YE “FETO” DİYORUM VE BU YAPININ TAKİYE YAPMAK İÇİN KULLANDIĞI KUTSAL DEĞERLERİ BENİM DE SAVUNDUĞUMU ANCAK BUNUN KENDİ İFADEMLE FETOCULUKLA HİÇBİR ALAKASI OLMADIĞINI SÖYLÜYORUM. HİÇBİR FETÖ/PDY ÜYESİ BU TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİN “FETO” DEMEZ. KİMSE BU TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMAK İÇİN “FETO” İFADESİNİ KULLANMAZ. OYSA BEN 10 YILDIR BU YAPIYA KARŞI MÜCADELE EDEN ATATÜRKÇÜ VE ULUSALCI BİRİ OLARAK HEP BU İFADEYİ KULLANMIŞIMDIR. BU YAPIYI SAVUNDUĞUM ASLA İDDİA EDİLEMEZ.

XIII. Tüm bunların yanı sıra iddianameye konu olan ihbar maillerinden ve iddianameye olduğu gibi aktarılan sözde bilgilerin doğru olmadığını mahkemede savunmamda belirttim. ÖNCELİKLE TÜRK SOLU GAZETESİ HÂLEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ KANUNLARINA VE BASIN YASASINA GÖRE YAYINLANMAKTADIR. HAKKINDA BUGÜNE KADAR HİÇBİR TOPLATMA KARARI OLMAYAN, OHAL DÖNEMİNDE VEYA DAHA SONRA KHK VEYA BAŞKA BİR KARARLA KAPATILMAMIŞ OLAN BİR GAZETEDİR. AYRICA BU GAZETENİN YAZARLARI ARASINDA YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN, ERGÜN POYRAZ, OSMAN PAMUKOĞLU GİBİ HAYATI ATATÜRKÇÜ MÜCADELEYLE GEÇMİŞ, FETÖ/PDY İLE UZAKTAN YAKINDAN İLGİSİ OLMADIĞI GİBİ BU ÖRGÜT TARAFINDAN SALDIRIYA UĞRAMIŞ İSİMLER BULUNMAKTADIR.
Bu gazetenin FETÖ/PDY’nin yayın organı olduğu iddiası yanlış ve akıldışıdır. Çünkü özellikle 15 Temmuz Darbesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti kararlıkla bu yapının tüm yayın organlarını yasaklamış, iltisaklı tüm yapı ve kurumları ya kapatmış ya da bu tür kurumlara kayyum atamıştır.
Bu çerçevede yasal olarak hâlen yayın yapmakta olan ve hakkında 16 yıllık yayın tarihi boyunca tek bir toplatma kararı olmayan Türk Solu gazetesini sosyal medyada paylaşmanın FETÖ/PDY’nin propagandasını yapmam olarak yorumlanması imkânsızdır. İddianamede ortaya sürülen bu iddia gerekçeli karara alınmamış ancak sosyal medyada yaptığım paylaşımımın başı ve sonu kesilerek FETÖ/PDY ile hiçbir ilgisi bulunmayan cümlem delil olarak sunulmuştur.

XIV. TÜM BUNLARIN YANI SIRA İHBAR MAİLLERİNDEN İDDİANAMEYE GİREN, ORADAN DA SAVCI MÜTALAASINA KONU OLAN TÜRK SOLU GAZETESİ BAŞYAZARI VE ULUSAL PARTİ GENEL BAŞKANI GÖKÇE FIRAT ÇULHAOĞLU HAKKINDAKİ YARGILAMA HÂLÂ DEVAM ETMEKTEDİR VE HAKKINDA KESİNLEŞMİŞ BİR KARAR BULUNMAMAKTADIR. KALDI Kİ BİR KİŞİNİN SUÇSUZ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK, KENDİSİ HAKKINDA ADİL YARGILAMA İSTEMEK ASLA SUÇ OLAMAZ.
Bu kişinin yapmış olduğu iddia edilen suçu övmek veya bu suça iştirak etmek anlamında yorumlanamaz. Gökçe Fırat Çulhaoğlu hakkında Yekta Güngör Özden, Ergün Poyraz, Osman Pamukoğlu gibi kamuoyunun tanıdığı pek çok Atatürkçü aydın ve yazar benzer yazılar yazmış, paylaşımlar yapmışlardır. Benim paylaşımımda basın özgürlüğünü savunan, Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun masum olduğuna ilişkin fikrimi ortaya koyan ve hiçbir şekilde FETÖ/PDY terör örgütü propagandası sayılamayacak bir paylaşımdır.

XV. TÜM HAYATIM BOYUNCA ATATÜRKÇÜ VE İLERİCİ FİKİRLERİ SAVUNDUM. HALEN YEREL GAZETECİLİK YAPTIĞIM SİLİVRİ’NİN TÜM KAMUOYU BUNA TANIKTIR. HÂLEN CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NE ÜYEYİM VE BAŞKA HİÇBİR DERNEK, VAKIF VEYA YAPIYA ÜYEYİM BULUNMAMAKTADIR. GEÇMİŞTE DE BU TERÖR YAPISI İLE İLTİSAKLI HİÇBİR KURUMLA DEĞİL UZAKTAN ALAKAMIN OLMASI, HEPSİNE KARŞI AKTİF MÜCADELE ETTİM.
FETÖ/PDY isimli Cumhuriyet ve Türkiye düşmanı yapı Türkiye’de en güçlü mevkileri işgal ederken yürütmüş olduğu ve bugün kumpas olduğu Yüce Türk Adaletinin tarafından da karara bağladığı Ergenekon Davası sırasında bu yapıya karşı Silivri’de gerçekleşen kitlesel halk protestolarının içinde yer almaktan öte bu eylemlere öncülük ettim.

XVI. Bir yazar ve gazeteci olarak hayatım boyunca mücadele ettiğim ve düşman olduğum bu terör yapısı ile hiçbir alakamın olmadığı bizzat savcılığın soruşturmasıyla da ortaya çıkmıştır. HAKKIMDA YAPILAN HTS VE DİĞER ARAŞTIRMALARDA BANK ASYA İLE HİÇBİR İRTİBATIMIN OLMADIĞI, HİÇBİR FETÖ/PDY ÜYESİ İLE TELEFON GÖRÜŞMEM OLMADIĞI, TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLTİSAKLI HİÇBİR YAPIYA ÜYELİĞİMİN VEYA BAĞIMIN OLMADIĞI, TERÖR ÖRGÜTÜ TARAFINDAN KULLANILAN BY LOCK VE BUNLARA BENZER HİÇBİR PROGRAMI KULLANMADIĞIM ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

XVII. Mahkemenin verdiği hapis cezasının gerekçesinde hakkımda lehime olan bu delillerin hiçbirinden bahsedilmemiştir. Ayrıca aleyhime sunulan sosyal medyadaki toplam iki cümleden ibaret olan paylaşımların da terör örgütü propagandası olmayı bir yana bırakın BİRİNİN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE HİÇ ALAKASIZ BİR PAYLAŞIM DİĞERİNİN İSE FETÖ/PDY’Yİ KINAYAN VE “FETO” DİYE TAHKİR ETTİĞİM BİR PAYLAŞIM OLDUĞU ORTADADIR.

XVIII. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tamamen usullere ve hukuka aykırı bu kararı İstanbul Bölge Adalet Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından yine onama kararında hiçbir gerekçe belirtilmeksizin onanmıştır. Bu onama kararı da hukuka aykırıdır. Hiçbir savunmam dikkate alınmamıştır.

XIX. Tüm bu hususların dikkate alınarak adil yargılamanın tesis edilmesi için hakkımda verilen kararın bozulmasını talep ediyorum.
3. TÜM HAYATIM BOYUNCA ATATÜRKÇÜ, DEVRİMCİ BİR İNSAN OLDUM. FETÖ İSİMLİ HAİN ÖRGÜTE KARŞI ERGENEKON KUMPAS YARGILAMALARI SIRASINDA İLK SOKAĞA ÇIKAN KİŞİYDİM. SİLİVRİ’DEKİ ADALET NÖBETİ’Nİ BAŞLATANLAR ARASINDAYDIM. BU HAİN YAPININ EN GÜÇLÜ OLDUĞU DÖNEMDE GERÇEKLERİ HEM BİR VATANDAŞ HEM DE BİR GAZETECİ OLARAK HAYKIRDIM. BU HAİN YAPIYA YARDIM ETTİĞİ, PROPAGANDASINA KATILDIĞIM SUÇLAMASI BENİM İÇİN ÖLÜM KARARI KADAR AĞIRDIR. ŞEREFİME SÜRÜLMÜŞ BİR LEKE GİBİ KABUL EDERİM. Sadece 5 dakika süren ve hiçbir yargılama usulüne uygun olmayan bir celseyle hürriyetimi yıllarca ortadan kaldıracak böylesine bir kararın öncelikle benim tüm hayatımın, mücadelemin ve ilkelerimin tam zıttı olan dini kullanan, gerici, bölücü, emperyalist uşağı bir terör örgütüyle ismimi yan yana getirmesinden dolayı büyük bir hicap duyuyorum. YÜCE MAHKEMENİZİN VE TÜRK ADALETİNİN BU VAHİM HATAYI ORTADAN KALDIRACAĞINA İNANIYORUM.

4. Tüm bu hususların dışında temyiz dilekçesinde avukatımın belirttiği usul ve esas açısından çok önemli itirazlar istinaf mahkemesi tarafından dikkate alınmamıştır. Bunları aynen yinelemek istiyorum:

“MÜVEKKİLİMİZE TCK 62. MADDESİNİN UYGULANMAMASI USUL VE YASAYA AYKIRIDIR.
Yerel mahkeme TCK 62. maddede yer alan takdiri indirim maddesinihukuka aykırı gerekçelerleuygulamayarak müvekkile verilen cezada indirime gidilmemiştir. Yerel mahkeme tarafından ‘TCK m. 314/2, TMK m. 5 hükümleri kapsamında – sanığın tüm aşamalarda suçu inkârı, pişmanlık gösterdiğine ilişkin bir davranış veya beyanı olmaması nazara alınarak TCK m. 62 hükümleri uygulanmaksızın hüküm kurulmuştur.’ TCK 62. maddenin uygulanmamasına gerekçe gösterilmiştir.Oysa ki ceza davalarındagenel uygulamayargılama aşamasında Mahkeme heyetine yada duruşma düzenine karşı sözlü ya da fiili bir harekette bulunmamışlarsa TCK 62. Maddesinden sanıklarfaydalanır. Müvekkilin suçu kabulü ve pişmanlık göstermesi söz konusu olsa idi uygulanması gereken madde TCK 221 . maddeetkin pişmanlık maddesi olacaktır. Yani burada müvekkilin suçu inkarı ve pişmanlık göstermemesi nedeniyle ancak etkin pişmanlık maddesinin uygulanmasına yer olmadığı şeklinde karar verilmelidir.

Ayrıca Müvekkil sanığın yargılama süreci tek bir duruşmadan ibaret olup ,ilk derece Mahkemesi tarafından müvekkil sanığın savunmaları dikkate alınmadan hüküm kurulmuştur.

İSTANBUL 28.AĞIR CEZA MAHKEMESİ EKSİK İNCELEME İLE HÜKÜM KURMUŞTUR.HÜKME VE YARGILAMAYA ESAS TEŞKİL EDEN İDDİANAME İNCELENDİĞİNDE DAHİ SANIĞIN YARGILAMA KONUSU PAYLAŞIMININ DOĞRU VE TAMOLARAK YAZILDIĞI VE DEĞERLENDİRİLDİĞİ GÖRÜLMEKTE İKEN İLK DERECE MAHKEMESİ SANIĞIN PAYLAŞIMININ ÖN VE ARKASINDAKİ KELİMELERİ ÇIKARTMIŞ, ANLAM DEĞİŞİKLİĞİ VE ANLAM YÜKLEMESİ YAPARAK HÜKÜM KURMUŞTUR.ŞÖYLE Kİ;

İstanbul 28.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/228 E.sayılı dosyasına esas teşkil eden iddianamede sanığın suça konu eylemi şu şekilde izah edilmiştir.”….. Türk Solu dergisi yazarı Mustafa Aslan’ın resminin altında Türk Solu ve Gökçe Fırat üzerine yazan,”üzerinde bende bu yapıyı geç tanıdım,fikirleri fikirlerim,zikirleri zikirlerimdir.Gökçe Fıratlar pes etmeyecekler,aksine mücadeleyi zirveye taşıyacaklar,taşıyacağız.” Ayrıca Gökçe Fırat’ın Mahkemede yaptığı savunmanın bir bölümünü de paylaştığı,yine ” Fetö Allah diyor,Fetö Peygamber diyor,Fetö İslam diyor.Bu sözleri bende söylüyorum,şimdi ben aynı dilimi konuşuyorum.” şeklindeki paylaşım yaptığı……..

YARGILAMAYA KONU OLAN, SANIĞIN PAYLAŞIMINDAKİ ” BENDE BU YAPIYI GEÇ TANIDIM,FİKİRLERİ FİKİRLERİMDİR,ZİKİRLERİ ZİKİRLERİMDİR ” CÜMLESİNİN DEVAMI ” GÖKÇE FIRATLAR PES ETMEYECEKLER,AKSİNE MÜCADELEYİ ZİRVEYE TAŞIYACAKLAR,TAŞIYACAĞIZ”şeklindedir.İddianameye de aynı şekilde yazılmış olup İlk dereceMahkemesitarafından sondaki kelimeler çıkartılarak cümlenin anlamı bozulmuş ve farklı anlam yüklenerek hukuka aykırı bir şekilde verilen mahkumiyet kararının gerekçesi haline getirilmiştir.Sanığın paylaşımındaki cümlenin tamamı okunduğunda FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirilmesinin söz konusu bile olamayacağı,Türk Solu ve Gökçe Fırat ile ilgili bir paylaşım olduğu açıkça ortadır.

YARGILAMAYA KONU OLAN VEHÜKMÜN GEREKÇESİ OLAN ” FETÖ ALLAH DİYOR,FETÖ PEYGAMBER DİYOR,FETÖ İSLAM DİYOR,BU SÖZLERİ BENDE SÖYLÜYORUM,ŞİMDİ BEN AYNI DİLİMİ KONUŞUYORUM ” SANIĞIN PAYLAŞIMI,GÖKÇE FIRAT’IN SAVUNMASINDAN ALINTI OLUP,MÜVEKKİL SANIĞIN DÜŞÜNCELERİ DEĞİLDİR.

Söz konusu paylaşım FETÖ/PDY örgütü lehine bir paylaşım değil,aksine FETÖ/PDY terör örgütünün takiyye yöntemlerini eleştiren bir paylaşımdır.

Gerekçeli karara da konu edilen bu paylaşımlar da görüldüğü üzere müvekkil sanık FETÖ/PDY terör örgütünün takiyye yapmak için kullandığı kutsal değerleri kendisinin de savunduğunu,kutsal değerlerin FETÖ/PDY terör örgütü tarafından takiyye ve aldatmak için kullanıldığını bu nedenle kendisinin FETÖ/PDY terör örgütü ile aynı dili konuşmadığını ifade etmeye çalışmıştır.

MÜVEKKİL SANIĞIN FETÖ/PDY TERÖR ÖRGÜTÜ İLE HİÇ BİR İLTİSAKI VE BAĞI BULUNMAMAKTADIR.HAYATI BOYUNCA DA BU YAPI İLE MÜCADELE ETMİŞTİR.

FETÖ/PDY Terör örgütü ile iltisaklı kişilerin yapılan yargılamalarında Mahkemelerin aradığı iltisak kriterlerinin (Bylock,Bank Asya ,okul,dershane v.s) hiç birisi müvekkil sanıkta mevcut değildir.Müvekkil sanık bu terör örgütü ile hayatı boyunca mücadele etmiş,FETÖ/PDY Terör örgütünün Türkiye’de en güçlü mevkileri işgal ederken yürütmüş olduğu ve bu gün kumpas olduğu Türk Adaleti tarafından da karara bağlanan Ergenekon davası sırasında bu örgüte karşı Silivri’de gerçekleşen kitlesel halk protestolarının içinde yer almıştır.

MÜVEKKİL SANIK,HAYATI BOYUNCA ATATÜRKÇÜ VE İLERİCİ FİKİRLERİ SAVUNMUŞ OLUP,HALEN YEREL GAZETECİLİK YAPTIĞI SİLİVRİ’NİN TÜM KAMUOYU BUNA TANIKTIR.

İlk derece Mahkemesi müvekkil sanığın lehine değerlendirilebilecek bu delilleri toplamamış ve eksik inceleme ile hüküm kurmuştur.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Terör örgütü propagandası yapmak suçu genel kast ile işlenebilen suçlardan olup, mahiyeti itibariyle ifade özgürlüğüne kısıtlama getirdiği için ulusal ve milletlerarası hukukta bu suç tipiyle ilgili önemli kısıtlamalara gidilmiştir.

T.C. Anayasasının 26 ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşmenin 10. maddesi ile teminat altına alınan İfade hürriyeti, demokratik toplumların vazgeçilmez gereklerinden.

Bir fikir ve düşünce açıklamasının hangi sınırlar dahilinde örgüt veya terör örgütü propagandası suçu sayılabileceği TCK’nun 220/8 ve TMK’nun 7/2. maddelerinde düzenlenmiş olup;

TMK’nun 7/2. maddesi uyarınca terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak suçtur. Ayrıca yasa metninin devamında, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması, ses cihazları ile yayın yapılması,terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi eylemleri de örgüt propagandası gibi değerlendirilmiştir.

Terör örgütü propagandası yapmak suçunun unsurlarını kavramak açısından TMK’nun 7. Maddesinde 2013 yılı itibariyle yapılan esaslı değişikliklerin incelemesi gerekmektedir.
TMK’nun 7/2. Maddesi uyarınca terör örgütünün propagandasını yapmak müstakil bir eylem suçu olarak düzenlenmiş olup; 30.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 11. maddesi ile TMK‘nun 7/2. maddesinde önemli değişikliğe gidilmiştir. Yapılan değişiklikle suçun maddi unsurunun yalnızca propaganda yapma eylemi olmaktan çıkarıldığı açıkça görülmektedir.

TMK madde 7/2’de yapılan değişiklikle; terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

TMK m.7/2’nin değişiklik gerekçesinde, “İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi; şiddeti teşvik edici nitelikte olmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek, içeriğinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan ya da kişileri silahlı isyana teşvik edecek nitelikte olmayan açıklamalar nedeniyle bireylerin Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde cezalandırılmasını ifade özgürlüğüne aykırı bulmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, maddenin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden belirlenmekte, maddeye ‘cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde’ ibaresi eklenerek, suçun kapsamı İHAM standartlarına uyumlu hale getirilmektedir” denilmek suretiyle hem değişikliğin amacı ortaya konulmuş hem de şiddete teşvik içermeyen düşünce açıklamalarının AİHM standartları doğrultusunda suç olmaktan çıkarıldığı açıkça ortaya konulmuştur.

Bu bağlamda hangi fikir beyanlarının terör örgütü propagandası sayılacağı gayet açık bir şekilde sayılmış olup; şiddete teşvik içermeyen ve şiddet metotlarını yüceltmeyen düşünce açıklamaları suç olarak değerlendirilemeyecektir.

Uygulamada ‘terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapma’ eyleminin tespiti noktasında; cebir, şiddet ve tehdit içeren ifadelerin belirlenmesi ve nitelendirilmesi hususunda geniş yorum yoluyla bu kavramlara hangi eylemlerin dahil edileceğine yönelik esnek davranan yargı mensuplarına, Yargıtay ve AİHM içtihatları gayet net sınırlamalar getirmiştir.

AİHM’in, 06.07.2010 tarihli, 43453/04 ve 31098/05 sayılı Gözel ve Özer – Türkiye kararında ise; iki derginin sahibi, editörü ve yazı işleri müdürü, Terörle Mücadele Kanunu m.6/2 uyarınca “terör örgütü açıklamaları” olarak değerlendirilen üç yazıyı yayımladıkları için mahkum edilmişlerdir. Başvurucu Gözel, Maya dergisinde yasadışı bir örgütün merkez komitesinin imzasını taşıyan bir açıklamayı yayımladığı gerekçesiyle mahkum edilmiştir. Söz konusu yazı, bu örgütün güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevinde gerçekleştirdiği müdahale sonrasında tutukluların başlattığı açlık grevi hakkındaki düşüncelerini yansıtmaktadır. Başvurucu Özer ise, sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesinde yayımladığı iki metin nedeniyle cezalandırılmıştır. Mahkumiyet kararlarında yerel hakimlerin, yazıların içeriğini ve hangi amaçla yazıldığını dikkate almadığını düşünen İHAM, sadece yasadışı örgüt üyesinin görüşlerini yayınladığı gerekçesiyle medya profesyonellerinin cezaya mahkum edilmelerini ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir.(İHAM karar özeti Prof. Ersan ŞEN’in 22.05.2017 tarihli terör örgütü propagandası başlıklı yazısından alınmıştır)

Tüm bu açıklamalar ışığında hem yukarıda bahsedilenAİHM kararı hem de 2013 yılında TMK’da yapılan değişiklikler ve değişiklik gerekçesi dikkate alındığında propaganda eylemi dahi tek başına müsnet suçu oluşturmayacaktır. Propaganda suçunun oluşabilmesi içinşiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler, ya da kişileri silahlı isyana teşvik edecek nitelikte açıklamalar mevcut olmalıdır. Haddi zatında TMK’nun 7/2 maddesinde katalog halinde belirtilen eylemler dahi Yargıtay ve AİHM içtihatları ile ancak belli şiddet unsurlarını içermeleri hainde suç olarak nitelendirilebilecektir.

TMK m. 7/2’nin madde olarak geçirdiği değişimlerin incelenmesinden sonra asıl önemli olan husus, maddenin yargısal makamlar tarafından nasıl yorumlandığıdır. Bu kapsamda doğru tespit yapabilmenin adına konuya ilişkin Yargıtay’ın kararlarına değinmek gerekmektedir;

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/1238, K. 2017/3434, 7.3.2017 kararında “…Terör örgütü propagandası yapmak suçuna ilişkindir. Somut olay değerlendirildiğinde tutuklu bulunduğu cezaevinden duruşmaya katılması amacıyla adliyeye getirilen sanığın “yaşasın pkk” şeklinde attığı sloganın ulusal güvenlik ve kamu düzeni üzerindeki potansiyel etkisinin sınırlı olduğu, ciddi bir tehlike yaratmadığı, terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı ve sanığın silahlı terör örgütünün propagandası kastı ile hareket etmediği savunmasının aksi sabit olmadığından yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.” şeklinde karar vermiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi E. 2015/7487 K. 2016/506, 2.2.2016 kararında “Sanığın bölücü terör örgütünün propagandasını yapma suçundan yargılandığı davanın duruşmasıda hükmün tefhimi sırasında terör örgütünün kurucusu lehine slogan attığı olayda, eylemin gerçekleştirildiği yer, koşullar ve muhatapları, dinleyici kitlesi ve bu kitleyi harekete geçirme potansiyeli bulunmadığı gibi atılan sloganların terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı, bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği halde, yasal olmayan gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurulması, hatalıdır.” şeklinde karar vermiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi E. 2015/7097 K. 2016/658, 2.2.2016 kararında ise “Sanık hakkında 14.02.2009 ve 15.02.2010 tarihli eylemleri sebebiyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, terör örgütünün propagandasını yapma ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından tesis edilen hükmün incelenmesinde; hükümlünün 3713 Sayılı Kanun’un 7/2. maddesine uygun olduğu kabul edilen eylemleri mutad ve meşru bir “düşünce ve kanaat açıklama yöntemi” olduğu kabul edildiğinden, suçların tarihi ve işlenme yöntemi ile temel şekli itibariyle gerektirdiği cezanın süresine göre, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi kapsamında düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlendiği, bu sebeple de hükümlü hakkındaki kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, itirazın kabulüne karar verilmesi yerine, gerekçeden yoksun şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi uygun görülmüştür.”

Yargıtay 16. Ceza Dairesi E. 2015/2742 K. 2015/2316, 17.7.2015 kararında da “Dava; terör örgütü propagandası yapma suçuna ilişkindir. Somut olayda; sanığın nevruz etkinlikleri sırasında bulunduğu araç camından dışarıya sarkarak terör örgütü lehine sloganlar attığı, daha sonra içinde bulunduğu topluluğun cebir ve şiddete başvurmadan kendiliğinden dağıldığı olayda propaganda suçunun oluştuğu gerekçesiyle mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de atılan sloganların terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği halde, yasal olmayan gerekçeyle propaganda suçunundan mahkumiyet hükmü kurulması bozma nedenidir.” şeklinde karar vermiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi E. 2015/423 K. 2015/719, 8.4.2015 kararı uyarınca da “Terör örgütü propagandası yapma suçu, terör örgütünün üyesi ya da destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması, ses cihazları ile yayın yapılması ve terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin bulunduğu üniformanın giyilmesi şeklinde tahdidi olarak sayılan hareketler yapılması gerekir. Somut olayda sanığın terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde slogan attığı belirlenemediğinden gerilla marşının 3713 Sayılı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesi kapsamında kalmadığı, bu Kanunun 7/2-b bendinde tahdidi olarak sayılan yöntemlerin kullanılmadığı anlaşılmakla,unsurları oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyet hükmü kurulması doğru değildir.” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi E. 2010/4243 K. 2012/1683, 8.2.2012 kararında “Sanığın Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak “Ben de sayın Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum” şeklinde” ki ifadesini kanaati açıklama olarak kabul etmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2008/9-184 K. 2009/43, 3.3.2009 kararında ise “Amacı Türkiye Cumhuriyetinin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresinden ayırıp bu bölgede Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Kürt devleti kurmak olan PKK terör örgütü elebaşının yakalanması üzerine, örgüt tarafından Kürdistan Demokratik Konfedaralizm önderi olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’ı sahiplenme kampanyası çerçevesinde sanıkların örgütün ve amacının toplum içinde benimsenmesini sağlamaya yönelik olarak; Türkçe ve Kürtçe, “ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistan’da sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum” cümlelerini içeren dilekçeleri imzalatmaktan ibaret eylemleri, nitelik ve yoğunlukları da dikkate alındığında maddi yardım niteliğinde görülmediğinden 3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesinde düzenlenen suçu oluşturur.”, şeklinde karar vermiştir. Fakat bu kararda nazara alınması gereken husus, suçun işlendiği ve kararın verildiği tarihlerde 2013 değişikliklerinin olmamasıdır. Zira 2013 değişikliğinin ardından TMK m. 7/2 kapsamında propagandadan cezalandırılabilme açısından“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını” yapmak aranmaktadır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi E. 2004/2912, K. 2004/3075, 17.6.2004 kararında ise “Yayımlanan yazıda örgüt üyesi şahsın yaşamı ile eylemlerinden övgüyle bahsedilerek bu örgüt mensubunun şahsında yasadığı silahlı örgütün şiddet ve terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının yapıldığı anlaşıldığından, bu propagandanın yapıldığı mevkutenin sorumlu yazı işleri müdürü olan sanığın eyleminin 3713 sayılı Yasanın 7/2.maddesinde tanımlanan terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun oluştuğu gözetilmelidir.” şeklinde karar vermiştir.

ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ İHLAL EDİLMİŞTİR.

‘Şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Ancak bugün için öğretide ve uygulamada tartışmasız kabul edilmiş bir ilkedir.

Anayasanın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2.maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçsuzluk karinesi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğunu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ceza davasında, sanık suçsuzluğunu, savcı da sanığın suçlu olduğunu ispatlamak yükü altında değildir. Mahkeme resen yapacağı araştırma sonunda, yargılamaya getirilen ve tartışılan delillerin değerlendirilmesi ile sanığın suçluluğu veya suçsuzluğu konusunda bir hükme varacak,maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlayacaktır. Ancak maddi gerçeğin araştırılmasının da bir sınırı olarak ;delil yasakları ile bu ilkeye bazı sınırlamalar getirilmektedir.
Eğer mahkeme, eylemi sanığın gerçekleştirip gerçekleştirmediği konusunda vicdani bir kanaate varamıyorsa ve eylemi sanığın gerçekleştirmiş bulunduğunu delillere dayanarak vicdani kanaati ile söyleyemiyorsa, sanığın o fiili gerçekleştirmediği kabul edilir. Bu ilkeye, ceza yargılaması hukukunda, “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesi denilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas Numarası: 2012/6-1309
Karar Numarası: 2013/258